İki yaş dönemi, çocuk gelişiminde en kritik kırılmalardan biri. Çünkü çocuk ilk kez şunu fark ediyor:
“Ben ayrı bir bireyim.”
Düşünsene…
Düne kadar tamamen sana bağlı olan biri, şimdi kendi kararlarını vermek istiyor.
Ama bir problem var.
İstekleri var… ama ifade edemiyor.
Duyguları var… ama kontrol edemiyor.
İşte krizlerin büyük kısmı tam burada başlıyor.
Mesela basit bir sahne:
O ayakkabıyı giymek istiyor.
Ama ayağına geçiremiyor.
Sen yardım etmek istiyorsun…
Ama o izin vermiyor.
Sonuç?
Ağlama, bağırma, yere yatma…
Peki burada gerçekten sorun ne?
Ayakkabı mı?
Yoksa kontrol hissi mi?
İki yaş sendromunda en çok zorlayan şey, çocuğun “hayır” demeyi öğrenmesi.
Ama aslında bu kötü bir şey değil.
Bu, sınırlarının oluştuğunu gösterir.
Bu, karakterinin şekillenmeye başladığını gösterir.
Yani o “inat” dediğimiz şey…
ilerideki özgüvenin ilk hali olabilir mi?
Peki ebeveyn olarak ne yapmalı?
En büyük hata genelde şu:
Her krizi susturmaya çalışmak.
Ama çocuk aslında susmak istemiyor.
Anlaşılmak istiyor.
Bazen sadece şu yeter:
“Şu an sinirlisin, biliyorum.”
Bu cümle çözüm değil belki…
ama bağ kurar.
Bir diğer önemli nokta: seçenek vermek.
“Bunu yapma” demek yerine
“kırmızı tişört mü, mavi tişört mü?” demek.
Küçük bir detay gibi…
ama çocuk için büyük bir kontrol alanı.
Ve sabır…
Evet, kulağa klişe geliyor ama gerçek bu.
Çünkü bu dönem geçici.
Ama bu dönemde kurduğun iletişim, kalıcı.
Şimdi kendine şu soruyu sor:
Çocuğun gerçekten “zor” mu…
yoksa sadece büyüyor mu?
İki yaş sendromu aslında bir kriz değil.
Bir geçiş.
Bağımlılıktan bağımsızlığa.
Sessizlikten ifade etmeye.
Kontrol edilmekten, kontrol etmeye.
Belki de bu döneme şöyle bakmak gerekiyor:
“Zor bir çocuk” değil…
“kendini bulmaya çalışan bir çocuk.”
Ve evet…
Bazen seni gerçekten çok zorlayacak.
Ama bir gün dönüp baktığında,
o “hayır” dediği günlerin aslında
onun ilk “ben” dediği anlar olduğunu fark edeceksin.
İstanbul:
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yap