Düşünsene, biri sana “bir gemi sökülürken 400 yıllık top bulundu” dese ilk tepkin ne olurdu? Abartı gibi gelir, değil mi? Ama bu sefer gerçek. Üstelik sıradan bir metal parçası da değil. 17. yüzyılın ilk yarısında, yani Osmanlı’nın en güçlü dönemlerinde, Hollanda’da dökülmüş bronz bir gemi topu… Yanında da 11 tane gülle.
İnsan ister istemez düşünüyor: Bu top o zamanlar hangi denizlerdeydi? Hangi gemideydi? Belki bir savaşın ortasındaydı, belki uzun bir ticaret yolculuğunun sessiz tanığıydı. Yüzlerce yıl sonra ise kendini bir geminin restoranında, kimsenin fark etmediği bir köşede bulmuş. Biraz tuhaf değil mi?
İşin güzel tarafı şu: Bu durum fark edilince hemen “bu nedir?” diye bakılmış ve İzmir Müze Müdürlüğü devreye girmiş. Yani olay “aa eski bir şeymiş” deyip geçilecek türden olmamış. Eserler koruma altına alınmış. Aslında tam da olması gereken bu. Çünkü bazı şeyler sadece bulunduğu ülkenin değil, insanlığın ortak hafızası.
Sonrasında Hollanda ile iletişime geçilmiş. İşte burası hikâyenin en sakin ama en anlamlı kısmı. “Bunu geri mi alalım yoksa sizde mi kalsın?” sorusu sorulmuş. Ve Hollanda tarafı demiş ki: “Sergilenmesi daha anlamlı.” Bazen diplomasi dediğimiz şey böyle küçük ama değerli kararlarla güzelleşiyor galiba.
Şimdi o top ve gülleler İzmir’de, Kültür Sanat Fabrikası’nda sergileniyor. Yani dün bir geminin içinde unutulmuş bir parça olan şey, bugün insanların önünde duruyor. İnsanlar bakıyor, fotoğraf çekiyor, belki birkaç saniye durup düşünüyor.
Ama asıl soru şu: Biz gerçekten bakıyor muyuz, yoksa sadece görüyor muyuz?
Çünkü böyle eserler sadece “eski” değil. İçinde zaman var, hikâye var, hatta biraz da insanlık var. Belki de bu yüzden etkileyici. Bir anda sana şunu düşündürüyor: Bugün kullandığımız, önemsiz gördüğümüz şeyler de yıllar sonra bir hikâyeye dönüşebilir mi?
Kim bilir… Belki de şu an sıradan sandığımız hayatımız bile bir gün bir vitrinde anlatılacak.
İstanbul:
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yap